:: House Of Night :: RPG ::
Uğurlar Olsun !!! Gece Evi sakinleri ... Geceniz en kıymetliniz olsun ....
Kutsanmaya !!! İşaretlenen Herkese Kutsansın ... Nyx adına ....

:: House Of Night :: RPG ::

:: House Of Night Series :: Role Playing Game ::
 
AnasayfaGece Evi GirişTakvimSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Örnek RP

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Zoey Redbird
Admin :: Koruyucusu:Thunder Bird
Admin :: Koruyucusu:Thunder Bird


Mesaj Sayısı : 69
Points : 98
Kayıt tarihi : 01/11/09
Yaş : 24
Nerden : Tulsa - House Of Night

Güç Puanı
Güç Puanı Güç Puanı: 100

MesajKonu: Örnek RP   Perş. Ocak 21, 2010 12:23 am




Reila Jané Gubler




Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven
Sonsuz bir ışık gibi gözüken sokak lambaları, imkansız aşkına ulaşmaya çalışan kelebekleri öldürmeyi görev bilmişti kendine. Babadan kalma bir miras gibi hırsla yağan yağmura yenik düşmüştü kaldırım taşları. Her ne kadar doğacaksa da güneş birkaç saat sonra, gece zaferinden memnundu şimdilik. Yere biriken sulara aldırmadan koşan biri vardı geceyi delercesine. Bir kız çocuğu... Ne kendi biliyordu nereye koştuğunu, ne de bir amacı vardı hayata dair. Nasıl olsun? 15 yaşında bir çocuğun hayattan dileyeceği bir bisiklet, bilgisayar ve ailesinin mutluluğu olurdu en fazla. Ne doktor olmayı diliyordu, ne de ünlü olma hayalleri kuruyordu… Ufacık bir kızdı Jané. Yaşıtlarından çok daha ufak gösteriyordu en azından. Koyu yeşil gözleri, yüzünü çepeçevre saran koyu kahverengi saçları vardı. Ve bir de, bir kez daha parçalanamayacak kadar çok ufalanmış bir kalbi…
En değerli varlığını kaybetmişti o akşam; ailesini. Yine aynı saatte okulundan dönmüştü. Kendisine oldukça yabancı gelen okulundan… Birkaç kez tıklattı küçük evlerinin kapısını. Belki babası işten dönmemişti ama annesi ve iki kardeşi evde olmalıydı. ‘Çok garip..’ diye geçirdi içinden, hala açılmayan kapının önünde dururken. ‘Belki daha hızlı vurmalıyım.’ Diye ikaz etti kendini.
Küçük elleri tahta kapıya birkaç kez daha vurdu. Acil bir durum olur da evden çıkarlar diye kapının yanına koydukları saksının diplerini yokladı umutla. Ama orada da yoktu anahtar… Korkmaya başlamıştı küçük kız. Karanlık akşamın yarattığı gölgelere aldırmadan evin arka penceresine ilerledi. Kanının her bir damlası korkuyla süzülüyordu damarlarında. En sevdiği varlığı, ailesi, onu bırakıp nereye gitmiş olabilirdi ki?
Arka pencereye ulaşıp kısa boyunun elverdiğince içeri bakmaya çalıştı. Ev bomboştu! O çok iyi bildiği rahat, kırmızı koltuk yoktu! Akşamları babasıyla izlemekten zevk aldığı büyük televizyon gitmişti… Kardeşinin her zaman dağıttığı oyuncakları yerde değildi. Ve halılar, perdeler, tablolar… Bomboş bir evin penceresinden bakıyordu sadece. Korkunun yarattığı cesaretle kendi odasının penceresine uzanan büyük ağaca tırmanmaya başladı. Açık pencereden içeri süzüldüğünde, kendisine ait tüm eşyaların yerli yerinde durduğunu gördü. Hatta dün gece içtiği suyun yarısı hala masasının üzerindeydi. Peki kendi odası bu denli düzenliyken alt kat neden yıllardır girilmemiş bir evi anımsatıyordu?
‘Anne? Baba?’ diye bağırdı.

Daha çok son bir çırpınış gibiydi bu. Sesindeki telaşı engellemesine olanak yoktu.
‘Carrie? Jeffrey?’
Kardeşlerinden de ses gelmeyeceğini iyi biliyordu. Nefes almakta zorlanıncaya kadar boş evde koşturdu. Gözlerine inanamıyordu, odaların kapısını açarken, içeriden annesinin çıkmasını diliyordu. Tüm odalara onar kez girdi, her yerde bir iz aradı ama bulamadı.. Çaresizdi. Aradığını sokaklarda bulmak umuduyla attı kendisini dışarı. Uzun çizmeleri kısa boyuyla tezat oluşturuyordu. Paltosunu giyip fırladı dışarı… Evde saatler geçmiş olmalıydı, ne bir araba ne de tanıdık bir yüz vardı sokaklarda.
Hiç geçmediği yollardan geçti, hiç görmediği yollardan gitti.

‘Bundan daha kötüsü olamaz.’
Diye düşünüyordu. Aklını kaçırmış olamazdı, ama böyle giderse kaçırabileceğini düşünüyordu. Etrafta hiç ev olmayan ıssız bir ormanın tam ortasına sürükledi ayakları onu. Ailesinin ne işi olurdu orada? Aklı mı sürüklemişti onu o ormana, hisleri mi yoksa başka bir güç mü? Bilemiyordu… Adından bile emin değildi şimdi. Bacakları onu taşımayı reddedene kadar koştu. Sonunda büyük, yaşlı bir ağacın dibine çöktü. Ağladığından emin değildi, ama sıcak gözyaşları onu hazırlıksız yakalamıştı. Haykırmak istiyordu ama hıçkırıklarla sarsılıyor, kelimeleri gözyaşlarıyla tıkanıyordu. Çaresizliği onu kollarına almış, boğmak için çabalıyordu.

‘Anne?’

diye çığlık attı ormanın içlerine doğru. En azından o bağırdığını sanıyordu. Ama sesi bir fısıltının esaretinde dökülmüştü dudaklarından. Elleri, vücudu yara içinde olmalıydı. Dallara takılıp düşmekten yırtılan kıyafetlerinden kan damlıyordu. Ama hissedeceği son acı vücudundaki bir kesiğin acısı olurdu. Kalbinin kanadığını hissediyordu zaten. Daha kötüsü olamazdı. Ölüm de olabilirdi hissettiği şey. Kaybolmuşluğun, bitmişliğin ve çaresizliğin tam ortasında durmuş gerçekleri güçlü bir çığlık gibi fısıldayan rüzgarı dinliyordu. Üşüyordu ama vücudu alev alev yanıyor gibiydi. Tam gözlerini kapatacağı anda gözleri kör edebilecek kadar güçlü bir ışık yükseldi ona doğru. Hiçbir kelimeyle tanımlanamayan, büyük ve ışıl ışıl parlayan bir yıldız gibiydi. Şekilsiz ışık gittikçe insana benzemeye başladı, kocaman ellerinden birini kıza doğru uzattı. Şaşkınlıktan, ne düşüneceğini kestiremiyordu kız. Ne dese doğru olurdu, bilemiyordu. Dudakları istemsizce aralandı ;

‘Sen de kimsin?’

Cılız sesi, mükemmel ışığın vücudunda dalga dalga yayılıyordu. Doğru düzgün düşünebiliyor olsaydı ışığın gülümsediğini söyleyebilirdi. Korkutucu büyüklüğünün ardındaki mutluluğu ve huzuru sezinleyebiliyordu. Yoksa bu çaresizliğinin ona bir oyunu muydu? Ölümün kıyısında hissettiği ‘son umut’ muydu yoksa? Küçük elini güçlükle kaldırıp ışığa doğru uzattı. Çürümüş kanla kaplı elinin, ışığın mükemmel vücudunda yarattığı çirkinlikten utandığını hissetti, hızla çekti elini. Temizlenmiş görünüyordu.
Tamamen tertemiz…

Güçsüz bacakları onu taşıyabilirmiş gibi ayağa kalkmayı denedi. Tam düşecekti ki ışık, sonsuz gibi görünen bedeniyle sarmaladı onu. İçi hiç tatmadığı mutlulukla dolarken ne için olduğunu bilmediği bir umut dalgasıyla sarsıldığını hissetti.

Siyah paltosu bembeyaz parlıyordu. Üzüntüden kalma ikinci el mutluluğu tamamlayacaktı yarı-masum hayatını. Kan kırmızısı, onun dudaklarında hiç olmadığı kadar parlak, asil ve farklı görünecekti.
Yağmurdan ıslanmış saçları ormandaki yapraklardan bile daha canlı görünüyordu. Gölgeleri siper edinmis gece bile kendi evinde yabancı kalırdı kızın güzelliği karşısında.



Bu denli güçlü bir ışık belki onu ailesine götürebilirdi. Gözlerini açıp sorusunu sormaya hazırlandığı sırada hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı! Işık annesinin yüzüne benziyordu!
Onun verdiği güçle ‘Anne!’ diye haykırdı Jané.
Yanılmıyordu, annesiydi o, 15 yaşına kadar gördüğü en güzel yüzdü. Işık konuşmamıştı ama Jané sanki onun aklından geçenleri okumuştu. ‘Evet, buradayım güzel kızım.’
‘Beni terk ettiğinizi düşünmüştüm.. Öyle korktum ki anne!’
Gözyaşları yeniden akmaya başlamıştı işte. Işık kollarıyla sarmaladı kızı.
‘Seni asla terk etmedik bir tanem. Ben, baban ve kardeşlerin hep senin yanındaydık.’
‘Ah, anne..’

diye hıçkırdı Jané kendisini huzurlu bir uykunun kollarına bırakırken. Annesinin onu terk etmediğinden emindi artık…
Ertesi sabah şehrin öteki ucundaki hastanede hararetli bir konuşma duyuldu.

‘Beyin fonksiyonlarının sağlıklı olduğunu söyleyemeyiz. Kendi kurgularına inanıyor gibi görünüyor.’
‘Peki ya dün gece onu bulan ormancının anlattıkları?’
dedi diğer doktor.

‘Tam bir deli saçması! Kızın o pis ormanın içinde bembeyaz görünmesi hiç de mantıklı gelmiyor. İlgi çekmek ve gündem yaratmak isteyen bir adam işte!’
‘Ama kızı bulduğunda gördüklerini anlatırkenki heyecanı pek de role benzemiyordu.’


Tam o sırada Jané 211 numaralı hastane odasında gözlerini açtı. Rüya değildi, bunu biliyordu ama dün gece neler olduğunu hatırlamıyordu. Tek hatırladığı, annesinin ışıklı yüzüydü. O sırada doktorlar hala ne olduğunu açıklamaya çalışıyordu.

Bir tanesi bir ipucu bulabileceğini düşünerek kızın geçmişinden bahsetmeye başladı.

‘Reila Jané Gubler… Geçen sene ailesi büyük yangında ölen kız. Anlaşılan hala atlatamamış…’
Jané hala ışığın huzurunu hissediyordu. Doktorun yan odadan gelen sesini umursamadı. Muhtemelen mutluluktan göz pınarlarına biriken gözyaşlarını eliyle kuruladı. Tekrar gözlerini kapatırken umduğu tek bir şey vardı; rüyasında yeniden o ışığı görmek…
Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven


_________________
"""
Zaferler seninle olsun
Onurun beni büyülüyor...
Esmek istiyorum tüm kalbimle sana
Yakıyorsun esiyorsun geceleri kıskandıracak kadar ....
"""
..........Thunderbird..........
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://houseofnightseriesrp.vampire-legend.com
Zoey Redbird
Admin :: Koruyucusu:Thunder Bird
Admin :: Koruyucusu:Thunder Bird


Mesaj Sayısı : 69
Points : 98
Kayıt tarihi : 01/11/09
Yaş : 24
Nerden : Tulsa - House Of Night

Güç Puanı
Güç Puanı Güç Puanı: 100

MesajKonu: Geri: Örnek RP   Çarş. Tem. 11, 2012 11:10 pm

Kanıt.




RP BANA AİTTİR!


_________________
"""
Zaferler seninle olsun
Onurun beni büyülüyor...
Esmek istiyorum tüm kalbimle sana
Yakıyorsun esiyorsun geceleri kıskandıracak kadar ....
"""
..........Thunderbird..........
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://houseofnightseriesrp.vampire-legend.com
 
Örnek RP
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Örnek Karakter Başvurusu
» Prof.Pelin Özen/Örnek Rp
» ÇEKİRDEK AİLE TİPİ ve BÜYÜK ÖLÇEKLİ BÜYÜKBAŞ HAYVAN ÜRETİMİ İŞLETME KAPASİTESİ HESAPLAMASI

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
:: House Of Night :: RPG :: :: House Of Night RPG :: Gece Evi Güç Seviyesi-
Buraya geçin: